İstanbul'da saat: sanalbasin.com üyesidir
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
Zeynep Babacan'dan Teşekkür Mesajı
Zeynep Babacan'dan Teşekkür Mesajı
 Galatasaray Gazetecileri
Galatasaray Gazetecileri
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR !
Maltepe’de Zafer Bayramı  coşkusu
Maltepe’de Zafer Bayramı coşkusu
Kadınlara ve engellilere her dalda eğitim
Kadınlara ve engellilere her dalda eğitim
Haber Detayı
30 Ağustos 2019 - Cuma 14:21 Bu haber 2211 kez okundu
 
30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü
Emine Ocak: Biz vazgeçersek, adalet hiçbir zaman sağlanmayacak Emine Ocak'ta, 27 Mayıs 1995'te Galatasaray'da başlayan ve her cumartesi saat 12.00'de "Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, sorumlular bulunsun ve yargılansın" talepli Cumartesi Anneleri/İnsanları oturmaların direnişlerin sembollerinden biri oldu...
- Haberi
30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü

Emine Ocak... Bir gözaltında işkencede katledilen ve kaybedilen bir bir gencin annesi...Bir Cumartesi Annesi...

Hasan Ocak 30 yaşındaydı, gözaltına alındı, ailesi oğullarını bir daha görmedi, devlet "bizde yok" dedi, 58 gün sonra 15 Mayıs 1995'te kimsesizler mezarlığında gömülü olduğu öğrenildi; gözaltına kayıplara karşı yürütülen mücadelenin sembollerinden oldu. 

Emine Ocak'ta,  27 Mayıs 1995'te Galatasaray'da  başlayan ve her cumartesi saat 12.00'de "Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, sorumlular bulunsun ve yargılansın" talepli Cumartesi Anneleri/İnsanları oturmaların direnişlerin  sembollerinden  biri oldu...

Emine Ocak, 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü nedeniyle "19 Ağustos'ta kaybettiğimiz Elmas Eren ve gözaltında kayıplar mücadelesinde aramızdan ayrılan tüm mücadele arkadaşlarıma" başlığı ile bir mektup yazdı. Ocak, mektubunda tüm dünyaya, insanlığa ve yüreklere ve vicdanlara seslendi: 

"Biz vazgeçersek bu ülke yakınlarını arayanlar ve adalet isteyenlerin cehennemi olmaya devam edecek.Biz vazgeçersek, adalet hiçbir zaman sağlanmayacak." dedi...

…………………………………………………………………………………….

19 Ağustos'ta kaybettiğimiz Elmas Eren ve gözaltında kayıplar mücadelesinde aramızdan ayrılan tüm mücadele arkadaşlarıma...

Bugün Dünya Kayıplar Günü. Kayıpların bulunmasına ve biz geride kalan ailelerinin yaşadıklarına dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler 30 Ağustos'u seçmiş. İşte böyle bir günde 24 yıldır yaşadıklarımı bir kez daha anlatmak istedim.

Anlatayım ki, unutulmasın. Anlatayım ki; evladını bulamayan, adaleti göremeyen anneler umudunu kaybetmeden nasıl ayakta kalır herkes bilsin.

Her cumartesi kayıplarımızla buluştuğumuz Galatasaray'ın bize yasaklanmasının üzerinden bir yıl geçti. Polislerin bizi sürüklediği, döverek kapattığı Galatasaray'a bir yıldır gidemiyoruz. Bir yıldır her cumartesi yaralarım kanıyor. Bir yıldır bana ve 24 yıldır Galatasaray'da diz dize oturduğum, birlikte mücadele ettiğim arkadaşlarıma yapılan zulümden utanmayanların ablukası devam ediyor.

İstiyorlar ki, devletin kaçırarak kaybettiği yakınlarımızı aramayalım.

İstiyorlar ki, kimse bu devletin suçlarını konuşmasın.

İstiyorlar ki, herkes için gerekli olan adaletten uzaklaşılmasına kimse itiraz etmesin.

25 Ağustos 2018'de dünyada gözaltında kayıplarını arayanlar olarak bilinen biz Cumartesi Anneleri ve Cumartesi İnsanları, Galatasaray Meydanı'nında 700. kez bir araya gelecektik. Kaybedilen yüzlerce insanımızın nerede olduğunu soracaktık. Dirisinden vazgeçip kayıplarımızın birer mezarlarının olmasını ve 700. kez kaybedenlerin mahkeme önüne çıkarılmalarını isteyecektik. Bunları istemek nasıl yasaklanabilir aklım almıyor. 

700. haftamızdan bu yana, yani tam 53 haftadır bu zulmü kabul etmiyoruz. Biz hiç vazgeçmedik ki... bizim etrafımızı sararak, iterek, önümüze kalkanlı polisleri dizerek vazgeçeceğimizi mi sanıyorlar!

Ben 27 Mayıs 1995'te Galatasaray'a ilk çıkan annelerden biriyim. 

Oğlum Hasan Ocak öğretmendi. Kimseyi incitmeyen, herkesin yardımına koşan, yüreği insan ve doğa sevgisiyle dolu bir sosyalistti. Sokakta oynayan çocuklara dağıtmak için her zaman cebinde şeker yada sakız taşırdı. 21 Mart 1995'te beni aradı, kızım Aysel'in doğum günü için balık ve pasta alacağını söyledi.

Hasan'ım eve bir daha gelemedi. Nereye gittiysek "bizde yok!" diyorlardı. Hasan'ı gözaltında görenler polislerin Ona çok ağır işkence yaptığını söylüyorlardı. "Gözaltı listesinde Hasan'ın ismi yazılıydı, gördük" diyorlardı.

Hasan'dan önce gözaltında kaybedilenlerin aileleriyle işte o zamanlarda İnsan Hakları Derneği'nde tanıştım. Bu acıyı, bu zulmü yaşayan ilk ben değildim. Başka kimse yaşamasın diye acılarımızı birleştirmeye, başkalarına umut olmaya o zamanlarda başlamıştık.

Başvurmadığım yer kalmadı. Bir boşluğun içindeydim, oğlumun başına ne geldiğinin belirsizliği yakıp kavuruyordu yüreğimi. Ama oğlumu aramaktan hiç vazgeçmedim. Oğlumu bulma umudumu hiç kaybetmedim. 58 gün sonra adli tıp kayıtlarında oğlumun fotoğraflarını buldu çocuklarım. İşkence edilmiş, öpmeye kıyamadığım güzel yüzü tanınmaması için parçalanmış. Çocuklarım o fotoğrafları bana göstermediler. Hasan'ım kimsesiz değildi ama yapılan işkenceleri kimse görmesin diye Kimsesizler Mezarlığına gömmüşler. 

Kimsesizler Mezarlığından çıkardık Hasan'ımı, kendi mezarlığımıza gömdük. Sonra kayıp yakınları ve insan hakları savunucularıyla oturup, bir daha kimse gözaltında kaybedilmesin diye her cumartesi Galatasaray Meydanı'nda sessizce oturmaya karar verdik. Bizim Galatasaray'da oturduğumuzu öğrenen başka aileler de yanımıza gelmeye başladı. Çok büyüdük Galatasaray'da. Birbirimize kardeş olduk, evlat olduk, arkadaş olduk. Sesimiz duyulmaya başladıkça, kayıplarda azaldı. Bizim mücadelemiz sayesinde daha fazla insan gözaltında kaybedilemedi. İnsanların yaşam hakkının güvencesi  olduk.

300, 400, 500, 600 gibi haftalarımızda binlerce kişi geldi yanımıza. Bizimle birlikte sessizce fotoğraflarımızı taşıdı. Alkış bile çalmadılar, çünkü herkes bizim sessizce oturduğumuzu biliyordu.

Devletin işlediği suçları söylemenin de bir bedeli vardı. Bizim orada olmamızı, bu suçları söylememizi istemeyenler her zaman oldu. Gözaltına da aldılar, cezaevine de koydular ama biz birbirimizden ayrılmadan, vazgeçmeden kayıplarımızı istemeye devam ettik.

Sene 1997 yada 1998'di, genç bir delikanlı geldi yanımıza, elimizi öptü ama ağlayacak gibiydi. Birlikte geldiği annesi sürekli ağlıyordu, bizse şaşkındık. Anlatmaya başladı sonra; "18 gün beni gözaltında tuttular, çok işkence yaptılar. Beni kimsenin göremeyeceği ayrı bir yerde tutuyorlardı ve gözaltında kaybedeceklerini söylüyorlardı. Polisler beni savcılığa çıkarttıklarında 'seni gözaltında kaybedecektik ama senin ananda gider Cumartesi Anneleri'ne katılır diye bırakıyoruz' dediler. Ben sizin sayenizde yaşıyorum".. Delikanlının anlattıklarını dinleyince hepimizin içi o kadar çok rahatlamıştı ki, o gün dünyalar bizim olmuştu sanki.

699 hafta oğlumun ve gözaltında kaybedilen yüzlerce kişinin fotoğrafını taşıdığımız, adalet istediğimiz Galatasaray meydanı 53 haftadır suskun. "sizin sorununuz benim kabinemin sorunudur" diyen dönemin Başbakanı Tayyip Erdoğan, şimdi Cumhurbaşkanı. Verdiği sözü tutmayan bir Cumhurbaşkanı olur mu? Kayıplarını arayanlara yapılan bu işkence yüz yılda geçse unutulmaz. Artık suçlarını kabul etsinler istiyoruz, özür dilesinler bizden ve açsınlar bizim meydanımızı.

Galatasaray bize yasaklandığından beri kayıp haberleri çoğaldı. Hala 2 kişiden aileleri haber almaya çalışıyor. Yoksa herkesi susturup yeniden insanları kaybetmek için mi bizi engelliyorlar? Ben gözaltında kaybedilmiş bir evladın annesiyim, her kayıp haberinde yüreğim daralır ve her kayıp annesi gibi sokaklara çıkmak isterim. 

Defalarca yan yana geldiğimiz Arjantin'li annelerden biliyorum, biz vazgeçersek kayıplarımıza ulaşamayacağız.

Biz vazgeçersek bu ülke kaybedenlerin cenneti olmaya devam edecek.

Biz vazgeçersek bu ülke yakınlarını arayanlar ve adalet isteyenlerin cehennemi olmaya devam edecek.
 

Biz vazgeçersek, adalet hiçbir zaman sağlanmayacak.

Ben bir söz verdim evladını, eşini, kardeşini bulamadan aramızdan ayrılan arkadaşlarıma. Onlar hesap vermemek için hepimizin ölmesini bekliyor ama hesap vermekten kurtulamayacaklar. Biz son kayıbımız bulunup, kaybedenler ceza alana kadar vazgeçmeyeceğiz.

En son arkadaşım Elmas'a söz verdim; bizim olan, kayıplarımızın olan Galatasaray'da, çocuklarımızın fotoğrafını bir gün mutlaka taşıyacağız. 


30 Ağustos 2019

Emine Ocak

……………………………………………………………………………………

Hasan Ocak kimdir?

Hasan Ocak 30 yaşındaydı, gözaltına alındı, ailesi oğullarını bir daha görmedi, devlet "bizde yok" dedi, 58 gün sonra 15 Mayıs 1995'te kimsesizler mezarlığında gömülü olduğu öğrenildi; gözaltına kayıplara karşı yürütülen mücadelenin sembollerinden oldu.

21 Mart 1995 günü Emine Ocak kızı Aysel'in doğum günü için o akşam evde balık yapıyordu, oğlu Hasan telefon etmiş, eve her zamankinden erken geleceğini annesine söylemişti.

Hasan evine hiç gidemedi, doğum günü balığı ailecek hiç yenemedi. Ocak ailesi Hasan'ın işkenceyle öldürülmüş bedeninin İstanbul Beykoz ormanlarında bulunup kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü 15 Mayıs 1995 günü öğrendi.

Gözaltına alınmasının ardından Ocak'tan haber alınamayınca ailesi, arkadaşları, insan hakları savunucuları Türkiye'de ve Avrupa'da "Hasan Ocak nerede" sorusunun yanıtını açlık grevleri dahil her yola başvurarak aradılar. Ocak ailesi oğullarını bulmak için 58 gün boyunca çalmadık kapı bırakmadı. Anne Emine Ocak oğlunu sordukça dövüldü, gözaltına alındı, hapse atıldı.

Suç duyuruları sonuç vermedi

Ailesi, 15 Mayıs 1995'te Adli Tıp Kurumu kayıtlarından Hasan'ı teşhis etti. Ölüm nedeni tel veya iple boğulma olsa da, yüzü tanınmaması için parçalanmış ve vücudunun her yerinde işkence izleri fotoğraflanmıştı. Aile, tanıklara da başvurarak, Ocak'ın en son Terörle Mücadele Şubesi'nde görüldüğünü duyurdu.

Anne Emine Ocak'ın  başvurusuyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Türkiye'yi yaşam hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle Temmuz 2004'te mahkum etti.AİHM kararında, etkin soruşturma yrütülmediğini, Ocak'ın İstanbul Terörle Mücadele'de tutulduğunun kesin bir şekilde kanıtlanamayacağını, güvenlik kuvvetlerince öldürüldüğünün kanıtlanabilir olmadığını ve somut olgulara dayanmadığını bildirdi.

Galatasaray'da her cumartesi

Galatasaray'da her cumartesi saat 12.00'de "Kayıplar son bulsun, kayıpların akıbeti açıklansın, sorumlular bulunsun ve yargılansın" talepli Cumartesi Anneleri/İnsanları oturmaları Ocak'ın ve yine Ocak gibi gözaltında kaybedilen Rıdvan Karakoç'un cansız bedeninin bulunmasıyla 27 Mayıs 1995'te başladı. Annesi Emine Ocak, öldüğü yıl olan 2001'ye kadar babası Baba Ocak, kardeşleri Hüsniye, Hüseyin, Aysel, Ali ve Maside halen kardeşleri ve tüm kayıplar için mücadelelerini sürdürüyor.

Kaynak: (D) - Diğer Editör: Fevzi Işık
Etiketler: 30, Ağustos, Dünya, Kayıplar, Günü, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı